Geri

Cenin

İki erkeğin arasında uyandı. Sessizce uzanıyordu aralarında. Gürültülü bir gecenin sonu onu buraya getirmişti. Ayakları buz kesmişti.

Sağına döndü. Güzel yüzlü adamın saçlarına dokundu. Hüzünlerle mutluluklar iç içe geçmişti adamın yüzünde. Kim bilir, bugüne kadar neler yaşamıştı? Hayatını merak etti.

Sol tarafındaki adamı hiç düşünmedi. Onu görmezden geldi. Sol yanıyla hiç ilgilenmezdi. Başına ne geldiyse kalbini dinlediği için gelmemiş miydi?

Bir an önce bilmediği bu evden gitmek istedi…


Güzel bir rüya görüyordu. Yüzünde pek görülmeyen küçük bir gülümsemeyle gözlerini açtı. Gördüklerini kimseye söyleyemezdi.

Utandı.

Yatakta kıpırdanmaktan korktu. Kocasının o bitmek tükenmek bilmeyen öfkesinin başka bir yüzünü daha görmek istemiyordu. Gözündeki morluğun hatırası henüz geçmemişti. Her yediği dayaktan sonra en çok, çocuklara uydurmak zorunda kaldığı yalanlar üzüyordu onu.

Sabah kocası kalkar kalkmaz duşa girip temizlenmek istiyordu. Kocasının bitmek bilmeyen arzusuna, korkudan yine karşı koyamamıştı…


İş yerinde bunalmış, her sıkıldığında yaptığı gibi kendisini deniz kenarına atmıştı. Tek başına oturup düşünmeyi severdi. Akıllı kadındı ne de olsa. Tek başına ayakta durmayı başarmış, herkese kim olduğunu ispat etmişti.

Sigarasını içerken gemileri izledi. Sonra sağ yanlarındaki yeşil ışığı fark etti. Dikkat edince sol yanlarında da kırmızı ışığın yandığını gördü.

Hayat onun için ya tamamdı ya devam.

Düşünmeden duramıyordu. Ya hayat duracaktı ya da o küçük canla devam edecekti.

Sigarayı hemen elinden attı. Öfkeyle üzerine bastı. Her şeyin suçlusu oymuş gibi izmarit boynunu büktü…


Çocukların üçünü okula gönderdi. Bu dönem öğlenci olmuşlardı da biraz rahat etmişti. Sabahçı olduklarında nereye yetişeceğini şaşırıyordu.

Çocuklar yetmezmiş gibi bir de kocası emirler yağdırıyordu:

“Hemen çoraplarımı ver, gömleğimi ütüle! Geç kaldım be kadın senin yüzünden, çabuk olsana!”

Bu evde olumsuz ne yaşansa ondan bilinirdi.

Ufaklıkları komşuya emanet ettikten sonra hemen bir taksiye bindi. Onlar uyanmadan gidip gelmek istiyordu. Kırmızı ışıkta durdular.

Sinirlendi.

Şu yeşil bir an önce yansaydı da gidiverseydi…

Korkuyordu.

Dünyaya altıncı bir can getirmekten korkuyordu…


Bekleme odasında iki kişiydiler.

Biri heyecanlı, diğeri donuktu.

Biri umutlar içindeydi, diğeri şüphelerle doluydu.

Biri, elini karnında gezdirirken “Bütün dünya değişecek,” diyordu. Diğeri, “Sakın gelme, bir de sen ortak olma bu çileye,” diyordu.

Biri, hayallerin elinden tutup koşuyordu. Diğeri, kara bulutların altında sırılsıklam ıslanıyordu.

Doktordan çıkarken biri gülümsedi, diğerinin gözlerinden yaşlar aktı.

Hükûmet kürtajı yasaklamıştı.

Bu çocuklar doğacaktı.

Biri mutlu bir çocuk olacaktı, diğeri mutsuz…

Her şeyi ne çok biliyordu şu devlet büyükleri!

Ahmet Anıl Kutlu