Geri

Genç

İçerisi boştu. Cam kenarındaki masaya oturdum. Yanıma gelen genç adama balıkla birlikte rakı söyledim. Yolculuk beni yormuştu. Karnım da deli gibi acıkmıştı.

Balıkları beklerken bir duble rakıyı hızla yuvarladım. Genç adam masayı donatırken bardağın boş olduğunu fark etti. Yenisini doldurup içine iki buz attı.

Balıklar gelmiş, yemeğe gömülmüştüm…


Mekânın fazla geleni gideni yoktu. Bir şişeyi bitirmiş, ikinci şişeye geçmiştim. Genç adam bana eşlik eder olmuştu. Son kadehini kendi ellerimle doldurdum.

Gözlerinde hüzün vardı.

Hayatın dertlerine dalmış, hayatı geri sarmanın mümkün olmadığını konuşuyorduk. Ne hatalar yapmıştık, ne dönülmez yollara girmiştik, neler kaybetmiştik…

Besbelli yaralıydık.


O anda gittiği yerden dönemeyecek olan oğlum düştü aklıma. Boğazım düğümlendi.

Ben onunla bir masada karşılıklı oturamayacak, dertleşemeyecektim. Aşklarına, başarılarına, üzüntülerine, hayatına ortak olamayacaktım.

O gitmişti, ben burada kalmıştım.

Oralarda neler yaptığını bilmiyordum. O da benden uzak kaldığı için yaralı mıydı? Yoksa orada sonsuz bir mutluluk mu vardı?


Genç adamın da içkinin etkisiyle dili çözülmüştü. Onu dinliyor ama kafamın içindekiler yüzünden anlattıklarını anlayamıyordum.

Gözlerini sildiğini gördüğümde hüzünlü şeylerden bahsettiğini tahmin ettim. Birbirimize soru sormuyor, yalnızca dinliyorduk.

Kaç saat boyunca ağlamaklı gözlerle birbirimize bir şeyler anlattık, bilmiyorum.

Şu rakı içime değdikçe acılarımı döküyordu…

“Bana müsaade,” dediğimde gülüştük.

Geç olmuştu.


Pansiyondaki odama girdim. Yatak buz gibiydi. Üzerimdekileri bir kenara fırlattım. Sımsıcak bir uyku çekecektim.

Yorganı başımın üzerine kadar çektim.

Rüyamda genç adamı gördüm. Sabah olmuş, gülerek uyanıyordu.

Mutluydu.

Benim oğlumdu…

Bu, benim son uykum oldu.

Ahmet Anıl Kutlu