Can
Gözlerimi açtığımda aklıma ilk gelen sendin. Sonra bebeğimiz…
Sanki kimsenin sizi duymasını istemiyordum. Başınıza bir şey gelir diye sustum.
“Neredeyim ben?”
“Nasıl oldu?” diye sorduklarında:
“Hatırlamıyorum,” demiştim.
Gerçeklerden kaçmak çözüm değildi. Oysa her şey gözümün önündeydi:
O araba, tır, kaza…
Sen uyuyorsun diye hızlanmıştım. Uyanık olsan beni mutlaka uyarırdın. Taşıdığın Can’ımızı o anda nasıl düşünemedim, bilmiyorum…
Önümde giden arabaya sinir olmuştum. Otele bir an önce varmak istiyordum. Uykum gelmiş, uzun yolculuktan sıkılmıştım.
Yokuşun sonuna az kalmıştı.
Beklemedim.
Oysa bu tatili ne kadar beklemiştik. Kaç saat boyunca yapacaklarımızı planlayarak yolculuk etmiştik…
Karşıma kocaman bir tır çıktı.
Kaçamadım.
Havada sekiz takla attık. Ellerimle karnını korumaya çalıştım.
“Ne olacaksa bana olsun,” dedim.
Çaresizdim…
Beni gördüğünde ağlamaya başladın. Ağrıların çok olduğu için uyutuluyordun. Gözyaşların bizim için miydi, yoksa acılarından mıydı, bilemedim.
Öylece seni seyrettim. Saçlarını okşadım, seni öptüm, kokladım.
Çok şükür seni kaybetmemiştim…
Senden önce iyileşmek istemiyordum. Bizim aceleci yanımız hep sendin. Her şeyin hemen olmasını isteyen, durmadan oradan oraya koşan, sevdiği şeyler için çocuk gibi heyecanlanan…
Ben ise hep omzundan tutup sürüklediğin uyuşuk yanımızdım.
Kalbimin hızlı yanı hep sendin. Ne zaman hızlı atmaya başlasa bir yerlerde sen olurdun…
Hastaneden çıktığımızda konuşmuyordun. Sanki ilk zamanlarda benim yaptığım gibi bizi bir gizliliğe mahkûm etmiştin.
Kim bilir, belki de bilmediğin bir yerde içinden beni suçluyordun. Oysa uyuyordun, hiçbir şeyi görmemiştin ki…
Can mı görmüştü her şeyi?
O mu anlatmıştı sana?
Hiç bilemedim…
Dört sene bitmişti.
Bir gece yatakta onu ne kadar sevdiğini, nasıl bir çocuk olduğunu, onunla her şeyi nasıl konuştuğunu uzun uzun anlattın bana.
Siyah saçlarını, simsiyah gözlerini, kapkara bir afacanı…
Boğazım düğümlenmişti de tek kelime edememiştim.
Doktorun sözleri geldi kulağıma:
“Kazadan dolayı bundan sonra çocuk sahibi olmanız mümkün değil.”
Bütün gece o fısıltı kulağımdan gitmemişti…
Yurda senden habersiz gitmiştim. Can’ı o gün gördüm. Bütün gün oyun oynadık, konuştuk. Siyah gözlerine dalıp dalıp gittim.
Sonra ikinizi el ele düşündüm.
O gece anlattığın oğlan buradaydı işte…
Sizi ilk tanıştırdığım gün yanılmadığımı anlamıştım. Gözlerimden akan yaşlar mutluluk taşıyordu. Yükleri her geçen gün biraz daha ağırlaşıyordu.
Can bizim oğlumuz olduğunda kocaman bir dünya olmuştu…
Şimdi üstünü örttüğümüz Can’ımız…
Kimin kanından geldiğinin, kimden olduğunun ne önemi var?
Kalbimizdeki sevgi var ya…
İçimizdeki sonsuz Can kadar…
Ahmet Anıl Kutlu