Geri

Şarkı

Yağmur başlamış, okul çıkışındaki kalabalık bir anda kaybolmuştu. Zorunlu eğitim o sene sekiz yıla çıkarılınca ilkokulların önündeki kalabalık, ortaokullara taşınmıştı.

Oğlanla kız, okulun karşısındaki büfenin bankına oturdular. Zaman zaman arkadaş gruplarıyla okul çıkışlarında burada oturup laflarlardı. Oturdukları yer onları yağmurdan tam olarak korumuyordu ama yine de ıslanmıyorlardı.


Hava sakinleşince her cuma gittikleri kafeye doğru yürümeye başladılar. Fazla konuşmuyorlardı. Yaşıtlarının aksine aralarında yaptıkları o büyük sohbetler, artık yerini tartışmalara ve kavgalara bırakmıştı. Esas oğlan bu yüzden konuşmaktansa susmayı tercih ediyordu.

Aklına kafeye ilk kez yürüdükleri gün geldi.

Mutlulukları, kahkahaları, heyecanları…

Esas kızın en yakın arkadaşı, evinde düzenlediği doğum gününe esas oğlanı da çağırmıştı. Birbirlerinden ne kadar hoşlandıklarını ilk kez orada, herkesin içinde söylemişlerdi.

Esas oğlan yavaş adımlarla yürürken her anı, yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle hatırladı.


Kafeye geldiklerinde her zaman oturdukları, duvar kenarındaki masaya geçtiler. Hemen üzerlerinde, kırmızı elbiseli bir kadın portresi asılıydı.

Esas oğlan içecek bir şeyler almak için gitti. İki kahveyle döndü. Sonra esas kıza:

“Karnın aç mıydı?” diye sordu.

Bu soru için geç kalmıştı.

Derslerden, evdeki sıkıntılardan konuşmaya başladılar. Ortada bir tartışma yoktu. Günlük konular bittiğinde esas oğlan, kırmızı elbiseli kadına uzun uzun baktı.

Aklında yine bir yolculuktaydı. Kim bilir kaç sene sonrasını, hangi olayı, hangi hayali yaşıyordu… Ne zaman kendisini mutsuz hissetse uzaklara giderdi.

O gün kafeye onlardan başka kimse gelmedi. Belki de arkadaşları onları özellikle yalnız bırakmıştı.

Esas oğlan, esas kızı sesini çıkarmadan dinledi. Dinliyor ama duyduklarının hiçbirine anlam veremiyordu sanki.

Yol ayrımından kaçıyordu…


Esas oğlan çantasından Walkman’ini çıkardı. Kaseti ileri geri sardı. Esas kıza bir şarkı dinletmek istiyordu.

Kız kulaklıkları takıp şarkıyı sessizce dinledi. Sonra eli paltosunun cebine uzandı. Gözlerinden süzülen yaşları silmek için mendilini arıyordu.

Şarkı bittiğinde Walkman’i usulca masanın üzerine bıraktı. Oğlan, onun bir şey söylemesini bekledi.

Karşılıklı sustular.

Esas oğlan ceketini alıp bir hışımla kalktı, kafeden çıktı. Sahile doğru hızlı adımlarla yürüdü. Sinirlendiğinde hep yavaş olan adımları, delirmişçesine hızlanırdı.

Deniz kenarında bir süre soluklandıktan sonra kafeye döndü. Kız, oturdukları masada yoktu.

Kafenin sahibine:

“Gitti mi?” diye sordu.

“Senden sonra hemen çıktı,” cevabını aldı.

Emindi. Kız, onun tam aksi yönüne, kendi evine doğru gitmişti…


Yıllar sonra kafenin bulunduğu sokağa girdim. Şehirle birlikte yollar, kaldırımlar ve dükkânlar değişmişti. Tabii ki kafe de…

Ellerim cebimde, bütün sokağı bir başından öteki başına yürüdüm.

Bu kez geçmişe doğru bir yolculuktaydım. Dilimde o şarkıyı mırıldanıyordum:

“Söz vermiştin bana, yanı başımda yaşlanmaya…”

Ahmet Anıl Kutlu