Geri

Mahalle

Sene 1982… Eşref abi, mahallenin en delikanlı adamlarından biridir. Tüm mahalle sakinlerinin onun özüne de sözüne de güveni tamdır. Haftada bir kurulan semt pazarında çorap satar. Kazandığı iki üç kuruşu da mahalledeki küçük meyhanede dost meclisine meze eder. Tek başına yaşadığı, babadan kalma küçük evine o akşamlar hafiften sallanarak döner.

Öyle parayla pulla işi olmaz Eşref abinin. Kimin yardıma ihtiyacı olsa hemen yanında biter. Bu mahallede doğmuş, bu mahallede büyümüştür. Mahallenin en yakışıklı adamlarındandır. İspanyol paça pantolonunu çeker, çocukluğundan kalma bir gülümsemeyi hep yüzüne kondurur. Bir o Müslüm Baba’nın şarkısında, bir de Sebahat ablayı meşhur balkonunda görünce düşer suratı. O konu da herkesin malumu…


Bir pazar günü Sebahat abla, annesiyle pazara gidiyor. Abileri ağır takılıyor, onlara beyaz çorap alacak. Eşref abiyi pazarda görüyor. Bordo İspanyol paça pantolonunun üstüne siyah gömleğini çekmiş, ortalığı yakıyor Eşref abi.

Çorapları alıp gidiyorlar. Tezgâhın önü o kadar kalabalık ki Eşref abi, Sebahat ablanın yüzünü bile görmüyor. Sebahat abla bir haftayı zor geçiriyor. Yine pazara gidiyorlar. Bu kez tezgâhın önünden geçip gidiyor. Eşref abi de onu görüyor. Gözleri takılıp kalıyor.

Sebahat abla belki üç ay boyunca tezgâhın önünden geçip gidiyor. Her hafta yalnızca birkaç saniye göz göze geliyorlar. Yine de bir sonraki pazarı zor bekliyorlar.

Sonunda Eşref abi, “Kimdir, necidir?” diye araştırıyor. Bakıyor ki abilerinin namı fena, kıraathane işletiyorlar. Her akşam üç mahalle aşağıdaki kahveye gitmeye başlıyor. Bir gün, iki gün derken muhabbeti kuruyor. Sebahat ablanın abileri Eşref abiyi çok seviyor.

Gel zaman git zaman, Sebahat ablayı karşılarına alıyorlar.

“Bir delikanlı var, çok sevdik. Bir görüş bakalım, sen de istersen olur bu iş,” diyorlar.

Sebahat abla üzülüyor. Adamın Eşref abi olduğundan haberi yok. Tabii sesini de çıkaramıyor. Ee, eski zaman… Abilerine hayır demek ne mümkün?


Sebahat abla o hafta pazara gitmiyor. Başka bir adamla görüşeceğini düşündüğü için:

“Olmaz, ayıp olur. Unutmak lazım,” diyor.

Eşref abiye de mevzuyu açıyorlar. O kadar mutlu oluyor ki Sebahat ablanın o hafta pazara gelmediğini bile fark etmiyor. O gün pazardan kaç para kazandıysa hepsiyle mahallenin meyhanesindeki derbederlere rakı ısmarlıyor.

Birkaç gün sonra pastanede bir görüşme ayarlanıyor. Eşref abi yine İspanyol paça pantolonunu çekmiş, jilet gibi olmuş. Buluşma yerine bir saat önceden varıyor.

Sebahat abla, kiminle buluşacağından habersiz, pastaneye tam iki saat geç gidiyor. Belki buluşacağı yabancı beklemez de gider umuduyla…

Eşref abi o üç saatte heyecandan kaç çay içtiğini hatırlamıyor. Gözünü bir saniye olsun kapıdan ayırmıyor. Öyle ki tuvalete bile gitmiyor. Garson gelip boş bardağını alırken kapı, Eşref abi oturduğundan beri sekizinci kez açılıyor.

Sebahat abla içeri giriyor. Bir bakıyor, buluşacağı adam Eşref abi. Birden yüzünde bir gülümseme beliriyor. Koşup sarılmıyorlar tabii. O zamanlar böyle durumlar hoş karşılanmaz. Oturup yarım saat birlikte susuyorlar. Birkaç denemeden sonra dilleri çözülüyor…


Eşref abi artık pazara çıkmıyor. Birkaç kuruşluk emekli maaşıyla idare ediyor. Zaten eskisi gibi içebildiği de söylenemez. Sebahat ablanın abilerinin onu gözü yaşlı görüp Eşref abiyi vurmaya kalkıştıkları günden beri, tam yirmi yıldır kahvehanelere uğramıyor.

Ne Sebahat abla ne de Eşref abi o gün ne olduğunu kimseye anlatıyor. Bu durum, aralarındaki gizli bir anlaşma olarak kalıyor. İkisinin yanında da bir başkasını gören olmuyor.

Sebahat abla her gün çıkıp balkonundaki çiçekleri suluyor. Eşref abi de tam o anda, pastanede birbirlerini gördükleri saatte, bardağına rakısını dolduruyor.

Arka planda bir şarkı çalıyor…

Müslüm Baba’yla Sezen Abla söylüyor:

“İkisi de sahipsizdi, kimse bilmez neden bitti… Kavuşmadan kaderleri…”

Ahmet Anıl Kutlu